Tuesday, February 14, 2006

THE MUT FUCK










Mutfaklar!!!!! Ne kadar önemi vardır hayatımızda, ve ne kadar yaşarız mutfakları, sadece acıkınca mı hatırlarız yoksa...Bizde No....
Önemlidir bizim için mutfaklar. Yaşam mekanımız gibidir, çıkılmaz ordan yatana kadar, neler döner, neler paylaşılır, neler konuşulur. Politikacılar meclislerde yada büyük salonlarda tartışır sorunları, biz mutfakta, öğrenciler okullarda öğrenirler, biz mutfakta master yaparız. Aşıklar, sayfiye yerlerinde, sahillerde, grubu seyrederken öğrenir romantizmi, sevmeyi, biz mutfakta. Yani önemlidir mutfak bizim için.. İnvictus'un tapınakları gibi, Hattuşaş gibi, önemlidir. Pandora'nın merakıyla dinleriz öğreniriz mutfakta...
Eğer tezgahın üzerinde, en incesinden kesilmiş çeşitli peynirler, yanında rakı ve çalışma kağıtları varsa, esas çocuk tezgahını kurmuştur çoktan. En baba caz'ların blues'ların döndüğü üç adım mesafedeki lap top a gider gelir, fırtlar.. Ohh yarasın.. Gündüz yaşadığı tüm mahkemelerden beraat etmişse eğer, ve üstelik hoş kokular yayılıyorsa mutfaktan, esas kız da evdedir.. Ve o bizim herşeyimizdir...
Ve koyu sohbetler başlar, deli doktorlar gelir, akıllı hemşireler kaçar.
Baudelaire, Benjamin, Melville ve vs vs ler dolanır durur. Dervişle dans gibidir sohbetler...
Bir de küçük bir balkonu vardır mutfağımızın, küçüktür. Esas kızın gözü gibi baktığı çiçeklere deymeden geçemezsin.. Bu küçük balkonda, en içten sohbetler ve en gizli konuşmalar yapılır, fısıldanır yavaşça, ama bu fısıltılarda, aşk vardır, sevgi vardır, dostça paylaşılan, yormadan.... Üçüncü bir şahıs oturduğunda, sığmaz, yarısı balkonda yarısı mutfakta kalır, ama asla bölünmez......
Balkondan fısıltılar yayılmaz içeri, açık camdan uçar giderler, pazar meydanına doğru, o kadar yumuşaktır ki bu fısıltılar, karşı tepelere çarptıklarında, geri dönecek güçleri kalmaz, dağılırlar havaya, ama kaybolmazlar asla..
Nikomedya'nın kokusu dolar camdan içeri, sohbet sürer, sigaralar tüttürülür.
Pelesenk kokulu akşamlarda, laterna dinlemek gibidir o anlar.
Severiz mutfağımızı, balkonumuzu, onlar da bizi sever eminim.
Bu mutfak Yahya Kaptan'dadır. Her kaptanın olduğu gibi, bir de Deniz'i vardır bu kaptanın.
"Mare Nostrum" en babasıdır Deniz'lerin en güzeli, en yakışıklısından.
Ama komik Arzu'ları vardır bizim Deniz'in, hem de en komiğinden, fakat çok sever komik Arzu'larını, hiç vazgeçmez sevmekten, bizim gibi, bizim Arzu'larımız gibi. Yani severiz mutfağımızı, balkonumuzu, Arzu'larımızı Deniz'lerimizi, Kaptan'larımızı ve hiç vaz geçmeyiz sevmekten......

Bunları size niye mi anlattım...Hiiiç öylesine.
Ben kimmiyim... Miço, sadece bir miço...
Hadi bu kadar yeter, neredeyse sabah olacak, uyuyup güzel düşler görmek istiyorum...
Hem siz zaten nereden bileceksiniz ki, OREGON'un KARA BİZON'larını....

THE END

Erkan....................................

Wednesday, February 08, 2006

BOHEM ZEN KAÇIĞI








1950'li yıllarda ortaya çıkan ve "Beat Kuşağı" adıyla bilinen edebiyat ve kültür akımı, toplum kurallarına göre yaşamaya karşıdır. Bu hareket uyuşturucu ve caz kavramlarıyla birlikte anılır. Bu akımın kurallarına göre yaşayanlara, kötülüklerden arınmış, mutlu ve huzurlu kişi anlamına gelen "Beatnik" adı verilir. Beatnik'ler başka insanların yaşamına karışmazlar. Ve her insanın kendine göre, toplum kurallarından bağımsız, yaşaması gerektiğine inanırlar. Bu insanlar, belli bir yerde yaşamaya ve oraya saplanıp kalmaya karşıdırlar, o yüzden bu akımın tamsilcileri otostop yaparak, göçebe bir hayat sürerler. Beatnik'ler adları bu hareketle anılan uyuşturucu, cinsellik ve caz müziğine büyük bir bağlılık içinde yaşarlar. İçinde ütopik bir isyan barındırdığını düşündükleri caz müziği, onlara göre bir yaşam tarzıdır, çünkü "Beat" kavramı bir caz yapıtının ritmik yoğunluğu anlamına da gelir. Aynı zamanda başta şair Allen Ginsberg ( Jack Kerouac ve William Burroughs'la birlikte bu kuşağın öncüsü ve en tanınmışı. İlk kitabı Howl and Other Poems "uluma ve öbür şiirler, 1956" ile kendini edebiyat çevrelerinde kabul ettirdi. Beat kuşağının, Ferlinghetti'den sonra en politik üyesi, değişik bilinç durumlarını araştırmak için, uyuşturucuları denedi. Cinselliği yüceltti, aşk'a inandı, yahudi'dir.) Olmak üzere tüm Beatnik'ler "sokak şaiirleri" olarak da tanınır. Bunun nedeni beatnik'lerin edebiyatı akademik gelenekten ayırıp sokağa döndürmeyi amaçlamasıdır... Beatnik'ler, Lawrence Ferlinghetti'nin San Francisco'daki "City Lights" adlı kitabevinde bir araya gelip caz müziği dinler ve şiirlerini okurlardı, yüksek bir sesle....
Jack Kerouac bu akımın en önemli temsilcilerinden biridir. Kendi deyimiyle "çılgın, mistik ,kimsesiz, tuhaf bir yazar" 1922 de New York'da doğdu Columbia Üniversitesi'nde öğrenim gördü. 1957 de yayınlanan "On The Road" "Yolda" adlı romanı bir çok eleştirmene göre, beat kuşağı'nın en önemli yapıtıdır. Ve "Dharma Bums" "Zen Kaçıkları" "benimde başucu kitabımdı" Öykünün kendini ve arkadaşlarını anlattığı, gerçek yaşamdan alınmış olması, anlatımı sıcak, içten, coşkulu bir hale getirir. Kerouac'ın Yolda'dan sonra en iyi eseri olarak kabul edilen Zen Kaçıkları'nda Zen Budizm'i yoğun hissedersiniz, bu noktada bir eleştiri yapmak gerekirse, bir insanın hem Zen Budizm yolunda yürüdüğünü söyleyip hem de uyuşturucu bağımlısı olması ne kadar tutarlıdır, bilinmez. Ancak Kerouac'ın yapıtlarındaki içtenlik, özgürlük ve coşkunun ortaya çıkışında Zen'in etkisi büyüktür. Beatnik'lerin yaşamında Zen kadar baskın olmasada önemli bir sistem daha vardır, "Varoluşçuluk" Beat Kuşağı'nın isim babası olan, hem gerçekçi ve sade, hem de gizemci ve coşkulu bir yazar olan Jack Kerouac 1969 yılında Florida'da uyuşturucuya, cinselliğe, caz'a, edebiyat'a ve yaşama veda etti......
"Bütün bu görkemli meditasyonlardan sonra gidilecek ılık bir yuvanın bulunduğu gerçeğini aklımdan tam olarak siliyor değilim. Ve o ılık yuvayı kotarıp içinde beni barındıran eniştem de benim orda çalışmadan kalmamı pek hoş karşılamıyor, her geçen gün hava biraz daha gerginleşiyordu. Bir keresinde ona bir kitaptan, acıların insanları nasıl olgunlaştırıp büyüttüğüne dair birkaç satır okumuştum, o da hemen yapıştırmıştı "Acılar insanı büyütseydi, şu anda benim bu eve sığmamam lazımdı"

Zen Kaçıkları'ndan.....